25 Aralık 2011 Pazar

Sarı Öküz; İbretlik Bir Öykü

Eski zamanların birinde, bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış yaşamalarına ama, civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki! Bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gerçi bir iki sıyrık olırlarmış ama.. yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalığına.


Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. Ancak tavşan, fare gibi küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Git gide güçten düşmüşler. Eee, aslan bu! Hiç fareyle tavşanla doyar mı? "Her halde bize bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi. "Evet" diye tasdik etmiş diğerleri. Nereye gideriz diye düşünürlerken, "Bir dakika!" die bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes dönmüş bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan Topal Aslan'mış söze atılan. "Hayır!" demiş, "hiçbir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi." İnanmamış kimse ona ama, "Haydi bir şans verelim, ne çıkar?" diye düşünmüşler. O da almış yanına bir-iki aslan, gitmiş öküzlerin yanına. Beyaz bayrak çekmeyi de unutmamış.

Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere, beş iri kıyım öküz yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini. Topal Aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz'ün sivri ve kocaman boynuzlarına bakıp ürperiyormuş. "Saygıdeğer öküz efendiler!" diye başlamış lafa. "Bugün buraya, sizden özür dilemek için geldik. Biliyorum sizleri çok defa incittik. Kim bilir, kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Biliniz ki biz aslanlar, barışçı bir topluluğuz. Hele öküzlerle hiçbir alıp vermediğimiz olamaz. Ancak, evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o, sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi öyle sizinkiler gibi değil ki. Gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz ve sürünüze zarar veriyoruz. Yoksa bizim sizinle hiçbir alıp veremediğimiz yok. Onun yüzünden hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü hayatınızdan emin, rahat rahat otlayamıyorsunuz. Belki geceleri bile bizim kükrememiz sizin uykunuzu kaçırıyor. Bunların hepsi Sarı Öküz'ün suçu. Verin onu bize, siz de kurtulun, biz de barış içinde yaşayalım" demiş.

Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz, "Olmaz" demiş, ama kimseye dinletememiş sesini. Zavallı Sarı Öküz kurban edilmiş aslanlara. Hepsi birden saldırmışlar. zavallı öküzün üzerine. Bir-ikisini fırlatmış üstünden ama, bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış, böğürmüş, yardım istemiş, yalvarmış; ama yokmuş onu işiten. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine, ama elden ne gelir ki? Bütün sürünün selameti için bir öküz gerekliymiş.

Gerçekten de günlerce sürüye hiçbir saldıran olmamış. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan sürüsü bu, ne kadar sabreder ki? Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra.

"Acıktık" demişler Topal Aslan'a, daha birkaç hafta bile geçmemişken. O da yine almış yanına birkaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz'ün yanına. "Selam" diye girmiş söze. "Gördünüz ya! Biz aslanlar ne denli uysal bir sürüyüz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu! Yalnız buraya bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var." "Nedir?" demiş Boz Öküz merakla. "Şu sizin Uzun Kuyruk" demiş Topal Aslan. "Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor, gözümüz dönüyor; sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öyle mi ya? Hepiniz normal kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden korkarım hepiniz zarar göreceksiniz. Gelin verin onu bize, bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün."

Boz Öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de "Verelim gitsin" demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar Uzun Kuyruk'u sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama, sonunda o da yenik düşmüş aslanlara. Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış. Verin bize şu öküzü, yoksa karışmayız diyorlarmış sadece. Zavallı öküzlerin hayır diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde. Boz Öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona. "Ne oldu bize? Ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı? Oysa ne kadar da güçlüydük? diye sormuş biri Boz Öküz'e. "Biz" demiş Boz Öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek; "Sarı Öküz'ü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi..."

ALLAH'IN SUNDUĞU ÇAY!!!

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler.

Sohbet, sonunda “işin ve hayatın stresinden şikâyete” döner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider.

Yanında, büyük bir termos içinde çay!

ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik çay bardakları ile gelir, bardakları masanın üzerine bırakır.

Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler :

-Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.

-Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında.

-Emin olun ki, bardağın kendisi çayın kalitesine hiç bir şey katmaz.

-Çoğu zaman ve sadece, daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar.

-Hepinizin aslında istediğiniz çaydı, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.

Şunu bir düşünün:

Hayat çaydır.

İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar.

Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.

Bazen sadece bardağa odaklanarak Allah'ın sunduğu çayın tadını çıkarmayı unuturuz. Lütfen, Çay'a odaklanın, çayınızın kokusuna, tadına, ısısına .....yani çayı (hayatı) farkındalıkla yudumlayın !

Yoksa içtim (sağa sola bakarken) bir şey anlamadım dersiniz...

En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.”

2 Ocak 2011 Pazar

PhD Means (Doktoranın Anlamı)

Imagine a circle that contains all of human knowledge:
By the time you finish elementary school, you know a little:
By the time you finish high school, you know a bit more:
With a bachelor's degree, you gain a specialty:
A master's degree deepens that specialty:
Reading research papers takes you to the edge of human knowledge:
Once you're at the boundary, you focus:
You push at the boundary for a few years:
Until one day, the boundary gives way:
And, that dent you've made is called a Ph.D.:
Of course, the world looks different to you now:
So, don't forget the bigger picture:

Keep pushing.

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Wireless

Rus fizikçiler yerin 100 metre altında bakır tel bulduklarını, bunun atalarının bundan 1000 yıl öncesinde telefon şebekelerinin olduğunu kanıtladığını duyurmuşlar.Bu olaydan bir hafta sonra Amerikan gazetelerin de ilginç bir manşet:Amerikan bilim adamları yerin 200 metre altında 2000 yıl öncesine ait fiberoptik kablolar bulduklarını, bunun, Amerikan toplumunun Ruslardan 1000 yıl öncesinde gelişmiş dijital haberleşme sistemleri olduğunu söylemişler...Bir hafta geçmeden Trabzon, Araklı' da yerel Taka gazetesinde yeni bir manşet:Trabzonlu bilim adamlarının yerin 500 metre altına kadar kazdıklarını ve hiçbir şey bulamadıklarını, bunun sebebinin iseAtalarının 5000 yıl öncesinde kablosuz(wireless) iletişim sistemlerini kullandığının ispatı olduğunu belirtmişlerdir..

4 Ağustos 2010 Çarşamba

TEVAZU



Bir adam kotu yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alir. Neden sonra, yaptiklarindan pisman olur ve hic olmazsa iyi bir sey yapmis olmak icin bunu Haci Bektas Veli'nin dergâhina kurban olarak bagislamak ister. O zamanlar dergâhlar ayni zamanda asevi islevi goruyordu. Durumu Haci Bektas Veli'ye anlatir ve Haci Bektas Veli :

- "Helal degildir" diye bu kurbani geri cevirir.

Bunun uzerine adam Mevlevi dergâhina gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatir. Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder.
Adam ayni seyi Haci Bektas Veli'ye de anlattigini ama onun bunu kabul etmemis oldugunu soyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana soyle der:
 
- "Biz bir karga isek Haci Bektas Veli bir sahin gibidir. Oyle her lese konmaz. O yuzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir. "

Adam usenmez kalkar Haci Bektas dergâhi'na gider ve Haci Bektas Veli'ye, Mevlana'nin kurbani kabul ettigini soyleyip bunun sebebini bir de Haci Bektas Veli'ye sorar.
Haci Bektas da soyle der:
 
- "Bizim gonlumuz bir su birikintisi ise Mevlana'nin gonlu okyanus gibidir. Bu yuzden, bir damlayla bizim gonlumuz kirlenebilir ama onun engin gonlu kirlenmez. Bu sebepten dolayi o senin hediyeni kabul etmistir."

Boylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yuceltebilen bir insanlık dileği ile 

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Çay....



"...Çay dediğinin usulü üçtür Baba, Üç şeyden yapılır: çay, su, şeker. Üç şeyde yapılır: ateş, semaver, demlik. Üç şeyde ikram edilir: tepsi, tabak, bardak. Bir çok dilde çayın karşılığı üç harftir. Bir de çay üç'ün olduğu yerde içilir: Bir sen, bir seni Yaradan bir de seni seven..."

Fotoğraf : Yahya Şimşek

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Şiir - Bir Kayısı Ağacı


Bir Kayısı Ağacı
Ben bir kayısı ağacıyım
Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.
Küçücük bir ev önünde yaşarım yapyanlız.
Yılda bir çiçek açar,
yılda bir kayısı veririm,
avuç içi kadar.

Yaz olur,
bir kadın silkeler dallarımı,
bir çocuk yerde bağırır,güler,
bense hoşnut olurum.
Hem zaten benim
ne söğütler gibi nezaketim vardır,
ne kavaklar gibi gururum.

Ben bir kayısı ağacıyım
Kırşehir'in Dinekbağı'ndan.
Dinekbağı'nda üç insan severim,
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam,
benim kadar sessiz sedasız,
benim kadar halim selim.

En güzel ay nisan ayı,
toprak yumuşak yumuşak,
en güzel ay nisan ayı.
Yamur yağdı,çiçek açtı,
bir hoş oldu içerim,
en güzel ay nisan ayı.
Kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa,bir sola,
başı döner kavakların.
Ben bir kayısı ağacı,
başımda çiçeklerim.

Ben bir kayısı ağacı,
üç insan severim:
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam.
Çocuğun adı Ahmet,
kadının adı Fatma,
adamın adı İbrahim.
Ahmet küçük ve sarı,
Fatma tombul ve beyaz,
İbrahim uzun ve narin.
Bir tek toprak odaları var üçünün,
toprak odanın bir tek penceresi.

Ben bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakarım odaya,
yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,
duvarda bir eski kırık ayna,
yerde bir eski kilim,
bir eski hasır.

Bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakar odaya,
çiçeklerinden utanır.

Dün gece gaz yakamadılar,
ayışığında gördüm üçünü.
üçünün suratı asık.
Önce oturup
zeytin ekmek,taze soğan yediler,
sonra baktılar birbirlerinin gözüne,
sonra esnediler.

Gökyüzü bembeyazdı.
Gökyüzü çiçeklerimin renginde.
Gökyüzünde kavaklar.

Fatma uzandı İbrahim'in yanına,
sağa döndü.
Tombul,beyaz yüzü pencerede,
gözleri açık durdu sabaha kadar.

Çiçeği en önce kayısı döker.
Ben bir kayısı ağacıyım,
döküyorum çiçeklerimi.
Yer beyaz beyaz,
başım yeşil yeşil,
kayısılarım memede.

Haziran gelecek,
güneş yakacaktır tepemi,
kayısılarım balla,şekerle dolacaktır.
Ben bir kayısı ağacıyım,
haziran gelecek,
avuç içi kadar kayısılarım
Ahmet'in ekmeğine katık olacaktır.

Ben bir kayısı ağacıyım.
Kötü bir düşüncedir almış beni.
Geçti bağları budama zamanı,dedim,
dedim,çarşıda dört döner ibrahim,
dedim ekmek parası,
zeytin parası,
gaz parası.

Dedim, insanlar
neden yaşatılmıyor
ağaçlar kadar olsun.

Ben bir kayısı ağacı.
Fatma'nın,İbrahim'in,Ahmet'in
yumurtası,şekeri,eti.
Gittikçeartmakta kederim.
Günlerden pazartesi.
Gene geldi,elinde çanta,o şişman adam.
Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,
ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim.
Durmuş İbrahim kapıda,
yüzü dalgın ve sinirli,
bakıyor eli çantalı şişman adama.

Şişman adam uzattı gövdeme elini,
pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet,
büktü boynunu kuzular gibi.
Ben bir kayısı ağacıo.
Gövdemde sarı kağıt.

Yol parasını verememiş İbrahim,
verilmiş haciz kararı.
Yapmayın, dedim.
yılda bir çiçek açarım,dedim.
Etmeyin,dedim.
ekmeğe katık oluyor kayısılarım,dedim.

Bir öğle vakti baktım,
kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa,bir sola.
Ben kışlık odun,
altı lira


29 Mayıs 2010 Cumartesi

28 Mayıs 2010 İzlediğim filimler

1-İki dil bir bavul: Doğal ve güzel bir filim. İzleyince gerçekten böyle bir yaşam var ve bizim onu yoksaydığımızı fark ediyoruz. 10 Üzerinden 8

2-Oxford Cinayetleri: Çok iyi kurgulanmış ve gerçeklik üzerine güzel bir film. 10 Üzerinden 9